Albüm İnceleme

Judas Priest – Nostradamus

Judas Priest, Heavy Metal’in öncülerinden birisi ve 1980′lerden beri bu müzik türünün şekillenmesini sağlayan en önemli gruplardan bir tanesidir. Black Sabbath ve Ozzy Osbourne’un Heavy Metal için yarattığı ekolün bir benzeri Rob Halford’lu Judas Priest yaratmıştır. Painkiller pek çoğumuz için halen daha gelmiş geçmiş en iyi Metal albümüdür.

Judas Priest’ın kökleri 1969 yıllarına kadar dayanır. John Perry, Bruno Stapenhill, John Partridge, Alan Atkins grubun köklerini atan kişilerdir. İlginçtir bu isimlerden hiç birisi Judas Priest’ın hiç bir albümünde çalmamıştır. Grup daha ilk albümünü yapmadan tüm grup kadrosu değişmiş ve 1974 yılı tarihli “Rocka Rolla” Judas Priest’ın kariyerinin başlangıcı ve rock tarihinin en iyi albümlerinden birisi olarak anılır.

Grubun 2008 yılı tarihli Nostradamus isimli double albümü grubun daha önce hiç denemediği sularda yüzüyor. Judas ilk defa bir konsept albüm çalışmasıyla karşımızda. Klavye kullanımı tüm önyargılarıma rağmen tam kıvamında olmuş ve derinliğe çok pozitif bir katkıda bulunmuş.

Albüm, sakin ve merak uyandırıcı bir intro olan “Dawn of creation” ile açılıyor. Sanki, hiç acele etme, kendini bana bırak der gibi bir hali var. Gerçekten de öyle oluyor. İlk parça “Prophecy” de aynı tempoda Judas’ın yeni halini bize tanıtıyor. Albümde bir Painkiller sound’u yok ama bambaşka ve çok olgun, oturmuş, senfonik ve progressive bir sound var.

Ardından gelen “Awakening” harika bir gitar arpeji ile grubun 1978 yılı albümü “Killing Machine”‘in eşsiz ballad’ı “Before The Dawn” dan beri duymadığım kadar güzel bir Rob Halford vokali veriyor.

Dördüncü parça Revelations’ın gitar solosundaki sweep, picking ve legato’lara hayran olmamak imkansız. Muhteşem bir parça. Aralarda neredeyse bir klasik müzik sonlara doğru bir opera kıvamına gelen atmosferde Judas Priest bu albümün genel soundunu artık tayin ediyor.

Sekizinci parça “Pestilence and Plague” ilk CD’nin en güçlü parçalarından bir tanesi. Bass gitarın tonuna ve gitar + synth’in uyumuna bu parçada büyük hayranlık duyuyorum. Nakarat hem enstruman olarak hem de sözleri tek kelime ile harika. Olağanüstü. Dinlediğimiz müzik gerçekten de Heavy Metal’in en iyi örneklerinden bir tanesi.

Dokuzuncu parça ise “Death”. Son derece monoton, ölüm soğukluğunda çok ağır bir parça olarak başlıyor. İlk beş dakika ta ki solo bitene kadar bu parça nereye varacak artık demeden duramıyorsunuz. Solonun ardından gelen koro ise artık söylenecek hiç bir şey bırakmıyor. Judas Priest bu albümde gerçekten de daha önce hiç bir grubun varamadığı bir doygunluğa ulaşmış.

Judas Priest’ın bu albümünde o alışık olduğumuz Rob Halford’un ciyak ciyak çığlıklarını pek duyamıyorsunuz. Rob amca yaşlandı da artık o vokaller onu yoruyor mu yoksa artık müzikal değeri daha yüksek şeyler yapmaya yöneldiği için midir bilinmez belki de de çığlık vokallere ilk defa birinci CD’nin 13. parçası Persecution’da rastlıyoyoruz. Albümde başka bir yerde de geçmiyor zaten.

İkinci CD’ye geçtiğimizde en az ve bence birinci CD’den daha başarılı bir albüm. Farklı bir albüm gibi konuşuyorum farkınaysanız çünkü iki CD’nin tarzı biraz farklı.

İkinci CD de güzel bir intro’dan sonra bence albümün en ilginç sürprizlerinden bir tanesini sunuyor bize… “Exiled. Bu parça Judas Priest’ın klasik sound’u ile alakası olmayan bir sound sunuyor bize. Nakarat kısmını çıkartsak, neredeyse bir Scorpions var karşımızda. O kesik kesik davul krosları nakarata gelene kadar gerilimi yükseltip gitar ilk distortion tonunu uzun uzun vurduğunda Rob Halford’un eşsiz vokali ile tüylerim her seferinde diken diken oluyor. Exiled, aradan 50 yıl da geçse dinlemekten sıkılmayacağım bir klasik benim için. image-4-165321.jpeg

İkinci CD’nin üçüncü parçasında Judas yine daha önce hiç yapmadığı bir sound veriyor. Bu sefer de akustik gitar üzerine vokal yapıyor ama bu adamlar ne yapsa yakışıyor be kardeşim. Bir grup bir konuda da başarısız olur değil mi?

İkinci CD’nin 7. parçası “New Beginnings” yine çok başarılı bir ballad. Farkındaysanız ikinci CD birincisine göre daha sakin parçalarla dolu. Ama daha önce de söylediğim gibi kesinlikle yakışıyor, hem de çok yakışıyor.

Albümün son iki parçası “Nostradamus” ve “Future Of Mankind” ikinci albümün sert parçalarından. “Future of mankind” özel seçilmiş bir parça. İki CD’de toplam 23 parça dinliyorsunuz ama bu şarkı öyle bir şarkı gibi bittiğinde tek kelimeyle tadı damağınızda kalıyor.

Bir albüm tanıtım yazısına göre çok uzun yazdığımın farkındayım bu nedenle burada artık keseceğim. 2008 yılı tarihli Nostradamus albümü benim hayatımda dinlediğim en iyi albümlerden birisi. Judas Priest, geçmiş yıllardaki başarısını geçmek için en iyi yöntemi uygulamış ve bambaşka bir tarzla geri dönmüş. Çok da iyi yapmış. Judas, zaten eskiden bu müzik türünde yapılabilecek en iyileri zaten başarmıştı. Çıtayı daha yükseltmek için de tek yol kalıyordu farklı bir şeyler denemek ve bunu gerçekten de eşsiz başarmış. Bu albümü dinlemeyen Metal dinleyicisi gözü açık gider. Başka bir şey de demiyorum.

Tartışma

”Judas Priest – Nostradamus” için henüz hiçbir yorum yok

Yorum yaz

Yorum yazabilmek için gokbayrock.com'a giriş yapmış olmanız gerekmektedir.

Opera

En son dinlediğim 10 şarkı

Plugintaylor.com

Sponsored Listings