30 yaşını geçmiş Metal dinleyicilerinin klasik geyiğidir. Nasıl diyorduk: “Megadeth çok bozuldu, eskisi gibi değil”. Tamam kabul, gerçekten de Megadeth ilk 5 albümdeki gibi değil, ama şöyle bir gerçek daha var ki, zaten hiç bir şey bundan 20 sene öncesi gibi değil. Bence bırakalım artık bunları da, hadi gelin Dave abimiz 12. stüdyo albümünde bizim için yeni neler hazırlamış ona bakalım.
İsrail’den çıkan en önemli grup olan Orphaned Land, 6 yıllık sessizliğini 2010 Ocak ayında bozdu. Grup, haklı ünlerini, oryantal ritimleri darbuka, buzuki, cümbüş, saz ve daha nice yerel halk çalgılarını da kullanarak Heavy Metal müzikle gerçekten de başarılı şekilde harmanlayarak edinmiştir.
2009′un sonları gibi 2010′un ilk ayları da bereketli geçeceğe benziyor. Bütün Heavy Metal babalarından sırasıyla kaya gibi albümler gelmeye devam ediyor. Overkill’ın 2 yıldır beklediğimiz albümü Ironbound sonunda dinleyicilerine sunuldu.
Düzenli takipçilerimiz, burada popüler grupların yanında keşfedilmeyi bekleyen gruplara da sıklıkla yer verdiğimizi bilirler. Zaten işin güzel tarafı da bu değil mi? Bigelf de aynen bu tanıma uyan, çoktan keşfedilmiş olmayı hakkeden farklı ve bir o kadar da tanıdık, oturmuş ve çok yaratıcı bir grup.
Gelmiş geçmiş en önemli Thrash Metal gruplarından Slayer 11. stüdyo albümünü 3 Kasım 2009′da duyurdu. Slayer’ın her yeni albümüne acaba yeni bir South Of Heaven veya Reign in Blood çıkar mı heyecanıyla saldırıyorum. Bu albümde de farklı olmadı.
Queensrÿche, modern Progressive Metal’in doğuşunun sebebi olan 3 gruptan birisidir. Diğer iki grup tahmin edebileceğiniz gibi Dream Theater ve Fates Warning olup, grubun 1988 yılında çıkartmış olduğu Operation: Mindcrime albümü çok büyük ihtimalle, tüm zamanların en çok dinlenen konsept albümlerinden birisidir.
Sigur Rós sever misiniz? Bu soruyu sorduğum çoğu kişinin cevabı “çok severim, ama uzun süre dinleyince bayıyor” şeklinde oluyor. Peki Post Rock’ın bu en önemli temsilcilerinin eşsiz atmosferini saklı tutarak, üzerine sıklıkla distortion gitar ve brutal vokale varabilecek çeşitlilikte Heavy Metal öğelerini eklersek ne olur? Cevap çok basit: “Isis”.
Norveç ve Bergen pek çok Extreme Metal dinleyicisi için çok özel anlamlar taşımaktadır. Bu yaklaşık 250 bin nüfuslu minik liman şehrinde Extreme Metal ve Viking Metal dediğimiz türün en güzel örnekleri doğmuş, büyümüş ve serpilmiştir. Bu grupların en önemlilerinden birisi de Enslaved’dir.
1988 yılında New York, Buffalo’da kurulan grup Gore Death Metal denilen alt kolun kurucuları olarak bilinir. 1990 yılında çıkarttıkları debutları “Eaten Back to Life” ile bırakın politikacıları ve ebeveynleri, pek çok sağlam Metal dinleyisine bile “yok artık” dedirtmiş, takipçileri ile birlikte yeni bir müzik türünün doğuşunun ve artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağının güçlü sinyallerini vermiştir.
İsmini eski Arami dialektlerinden olan Syriac dilindeki Şeytan’ın karşılığından alan Beherit, girilmesi en zor müziklerden birisini yapan Finlandiyalı bir Black Metal grubudur. 1989 yılında kurulan grup 2 tane Black Metal ve bir kaç tane demo yaptıktan sonra Black Metal’i bırakıp karanlık ambient bir müzik türüne yönelmiştir. Şu anda incelemekte olduğumuz 2009 yılında çıkarttıkları Engram albümü ile de grup tekrar köklerine geri dönmüştür.